Mahmud Es'ad Çoşan Previous

  • m-esad-cosan.jpg

İnsanların İyi Taraflarını Görüp İyi Taraflarını Teşvik Etmek Lazım

M. Es'ad Coşan


Kendi aramızda gıybet etmemeye iyi bir karar verelim. Komşumuzu gıybet etmeyelim, arkadaşımızı gıybet etmeyelim.

Lâ ilâhe illallah diyen insanların hesabını kim görecek?
Allah görecek.

Sana şimdi, şu sırada lazım mı?

Değil.

O halde sus, kâfirlerle uğraş. Bak İslâm’a hücum eden, müslümanları kesen, müslümanları yurtlarından çıkaran, mallarını alan bir sürü zalim var, önce onlarla uğraşalım; benim prensibim bu.

Onun için ben de şahıslarla ilgili konuşmuyorum. Birisi bana şahsen hücum etse kendimi müdafaa bile etmiyorum.

“Dergiler benim kendi müdafaanamem mi? Yazmaya hakkım yok ki benim, ben orada İslâmî hakikatleri yazarım.” diye düşünüyorum.

Onun için bu konuları irdelemeyelim. Bakarsın onun Allah indinde mâsum, makbul bir tarafı vardır; Allah affeder. Bakarsın bir kusuru vardır, Allah cezalandırır; hesabı Allah’a ait. Biz herkesin hayrını isteriz; Allah iyilikler, hayırlar murad etsin.

Allahu Teâlâ hazretleri Peygamber Efendimiz gibi sevgili bir peygamberini bile; “Abdullah b. Ümmü Mektum’un sözüne biraz yüzünü buruşturdu.” diye Abese sûresini indirerek uyardı. Allah’ın dergâhı azametli bir dergâhtır, orada edepsizlik yapanın halinin ne olacağı belli olmaz; bakarsın pattadak tokadı yer, makamından aşağı düşer.

Onun için müslümanların müslümanlara sözüyle, başıyla, gözüyle bile zarar vermemesi lazım.

وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ

Veylün li-külli hümezetin lümezeh.1 “Kaşıyla gözüyle işaret eden, alay edenlere veyl olsun.” diyor, Allahu Teâlâ hazretleri.

Demek müslüman müslümana kaş göz işareti ile bile eza vermeyecek. “Bak ne söyledi.” demeyecek. Kaş göz işaretiyle bile alayda, îmâda bulunsa makbul olmuyor.

Onun için gelin biz müslümanlar birbirimizi törpüleyip yıpratmayalım. İki tane sert şeyi birbirine sürtersen birbirini çizer. Biz birbirimizle uğraşmayalım, uğraşacaksak kâfirlerle uğraşalım. Buyurun Bulgaristan, buyurun Rusya.

İslâm’ı yaymakla uğraşalım. Yapılan hücumlara cevap vermek var, menfi bir şey. Bir de dünyanın her yerine gidip İslâm’ın güzelliğini doğrudan doğruya anlatmak var. Bir insanların iyi tarafını görmek var bir de kötü tarafını görmek var. Çocuğun hem iyi şey yapar hem kötü şey yapar. Bazı kötü davranışlarına rağmen yine de “çocuğum” diye seversin. Müslüman da müslümanı kusurlarına rağmen sevmeyi öğrenecek. Başka çaremiz yoktur. Çünkü kusursuz insan yoktur. Birbirimizi sevmezsek Allah bizi sevmez.

Ne diyordu hadîs-i şerîfte?

لَا تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا

Lâ tedhulü’l-cennete hattâ tü’minû. “İnanmadıkça cennete giremezsiniz, giremeyeceksiniz.”

وَلَا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّو

Ve mâ tü’minû hattâ tahâbbû.2 “Birbirinizi sevmedikçe de cennete giremezsiniz, geremeyeceksiniz.”

Mü’minler birbirini sevmedikçe cennete giremez. Allah kulları affeder affeder de;

“Yâ Rabbi! Şu kulların da var, onları da affet.” denilince;

“Hayır! Onların birbirlerine karşı kızgınlığı vardır. O kızgınlıklarından vazgeçinceye kadar onları kenarda bırakın.” der.

Müslüman müslümana kin tuttuğu zaman öteki müslümanlar affolunurken Allah onları ayırır, affetmez.

Onun için müslüman müslümana kin tutmaz, müslüman müslümanı gıybet etmez, tenkit etmez. Müslüman yapacağı müspet işi söyler ve o müspet işi yapar. Sen müspet işi tutturur, müspet iş yaparsan zaten menfi işlerle uğraşmaya vaktin kalmaz; bu prensibi edinelim. Şahısların gıybetiyle meşgul olmayalım. O zümre bu zümreyi kötülüyor, bu zümre öteki zümreyi kötülüyor. Hatta tarikatler oluyor. Diyelim ki Nakşibendî tarikati. Aynı tarikat ama bir şehirdeki hocası, diğer şehirdeki hocanın aleyhinde.

Veyahut aynı şehirde birisi bir mahallede ötekisi öteki mahallede, onun dervişleri ötekisinin aleyhinde. Böyle Müslümanlık olmaz. Bahaeddin-i Nakşibend hazretleri de bu işe razı olmaz.

İkisi de aynı tarikattense ne diye birbirlerine düşmanlık ediyorlar?

Bu düşmanlıkların sonu gelmiyor, bıktım. Güzel bir şey değil! Onun için dostluktan bahsetmek varsa varım ama düşmanlıkları hele müslümanlar arasında ihtilafları zikretmek, yarayı kaşıyıp kabuğunu tekrar yırtıp gene kanatmaktır. O bize düşmez. İnsanların iyi taraflarını görüp iyi taraflarını teşvik etmek lazım.

Bir çocuk hem küfretse hem namaz kılsa ne yaparsın?

“Aferin evladım! Namaz kılıyorsun. Hadi bakalım bundan sonra da devam et. Al sana harçlık.” der, iyi tarafını teşvik edersin. Yaptığı kötü bir hareket için de;

“Bak bir daha böyle şeyler yapma.” dersin.

Biz de iyi taraflarını teşvik ede ede, konuşa konuşa vaktimizi geçirelim. Eğer boş vakit kalırsa o zaman kötü tarafları tenkide geçeriz ama zaten insanın boş vakti kalmaz. Yapılacak o kadar çok iş var ki başka şeye fırsat kalmıyor.

------------------------------------------------------

* 5 Ekim 1989. Ankara.

1) 04/Hümeze, 1.

2) Müslim, “İman”, r. 93; Ebû Dâvud, “Edeb”, 145, r. 5193; Tirmizî, “Sıfatü’l-Kıyame”, 56, r. 2510; “İsti’zân”, 1, r. 2688; İbn Mâce, “Mukaddime”, 9, r. 68; “Edeb”, 11, r. 3692; Ahmed b. Hanbel, I, 167, r. 1430; II, 391, 442, 477, 491, 512, r. 9084, 9709, 10177, 10431, 10650.

Copyright. © 2014 Bursa İlim Kültür Ahlak ve Çevre Derneği | Tasarım: akademi grafik
Telefon: 0224 255 13 13 Adres: Demirtaş Paşa Mah. Tuğlalı Sok. No:4 Osmangazi - Bursa E-posta: bikaced@gmail.com