Mahmud Es'ad Çoşan Previous

  • m-esad-cosan.jpg

Bir Topluluğun Medeniyetinin Seviyesi Tuvaletlerinden Ölçülür

M. Es'ad Coşan


كَانَ إِذَا دَخَلَ الْخَلَاءَ وَضَعَ خَاتَمَهُ

Kâne izâ dehale’l-halâe vedaa hâtemehû.1

كَانَ إِذَا دَخَلَ الْكَنِيفَ قالَ : بِسْمِ الله اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الخُبْثِ وَالخَبَائِثِ

Kâne izâ dehale’l-kenîfe kâle bismillâhi Allâhümme innî eûzü bike mine’l hubsi ve’l-habâis.2

كَانَ إِذَا دَخَلَ الخَلاَءَ قالَ : يَا ذَا الجَلاَلِ

Kâne izâ dehale’l-halâe kâle yâ Ze’l-celâl.3

انَ إِذَا دَخَلَ الْغَائِطَ قالَ : اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الرِّجْسِ النَّجِسِ الْخَبِيثِ المُخْبِثِ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

Kâne izâ dehale’l-ğâita kâle Allâhümme innî eûzu bike mine’r-ricsi’n-necisi’l-habîsi’l-muhbisi’ş-şeytâni’r-racîm.4

كَانَ إِذَا دَخَلَ الْمِرْفَقَ لَبِسَ حِذَاءَهُ ، وَغَطَّى رَأْسَهُ

Kâne izâ dehale’l-mirfaka lebise hıdâehû ve ğaddâ re’sehû.5

كَان إِذَا دَخَلَ الخَلاَءَ قَالَ : اللّهُمَّ إنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الرِّجْسِ النَّجِسِ الخَبِيثِ المُخْبِثِ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ وَإذَا خَرَجَ قالَ الحَمْدُ لله الَّذِي أَذَاقَنِي لَذَّتَهُ ، وأَبْقىفِيَّ قُوَّتَهُ ، وَأَذْهَبَ عَنِّي أَذَاهُ

Kâne izâ dehale’l-halâe kâle: Allâhümme innî eûzü bike mine’r-ricsi’n-necisi’l-habîsi’l-muhbisi’ş-şeytâni’r-racîm. Ve harace kâle: el-Hamdü li’l-lâhi’l-lezî ezâkanî lezzetehû ve ebkafiyye kuvvetehû ve ezhebe annî ezâhü.6

Bu dört hadîs-i şerîf; Peygamber Efendimiz’in def-i hâcet, ihtiyaçlarını gidermek durumlarında nasıl davrandığından ve hangi duaları ettiğinden bahsediyor.

“Peygamber Efendimiz büyük abdeste çıkarken, parmağından yüzüğünü çıkarır, bir kenara koyardı.”

İkincisi; Peygamber Efendimiz tuvalete giderken şöyle derdi; “Bismillah, Allah’ın adıyla başlıyorum.”

بِسْمِ الله اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الخُبْثِ وَالخَبَائِثِ

Bismillâh Allâhümme innî eûzü bike mine’l-hubsi vel-habâis. “Yâ Rabbi! Hubstan ve habâisten sana sığınırım. Senin adınla yâ Rabbi!”

Hubs ne demek?

Her kötü, hoşlanılmayan, nahoş şeye “hubs” derler. Hoş olmayan şeye Araplar “hubs” diyorlar. Mesela, hubsü’l-kelâm “sözün hubsu, kelamın kötüsü” “küfür” demek.

Hoş olmayan söz ne olur?

Küfür olur. Hubs-u taam, “yemeğin fenası” desek, “insana zarar veren” mânasına geliyor. Her şeyin hoş olmayan, fena olan şeyine hubs derler. Habâis de pislik gibi şeylere, maddeten pis olan şeylere derler. Peygamber Efendimiz;

“Hoş olmayan her şeyden, pis olan maddelerden, onlara bulaşmaktan, kirlenmekten sana sığınırım.” demiş oluyor.

بِسْمِ الله اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الخُبْثِ وَالخَبَائِثِ

Bismillâh, Allâhümme innî eûzu bike mine’l-hubsi vel-habâisi. Bir duası bu.

كَانَ إِذَا دَخَلَ الخَلاَءَ قالَ : يَا ذَا الجَلاَلِ

Kâne izâ dehale’l-halâe kâle yâ Ze’l-celâl! “Bazen de tuvalete girerken; “Yâ Ze’l-celâl!” “Ey celal sahibi Allah!” derdi. Yani Allahu Teâlâ hazretlerinin sıfatını düşünerek, “Yâ Ze’l-celâl!” diye girerdi.

Bazen şöyle derdi;

اللّهُمَّ إنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الرِّجْسِ النَّجِسِ الخَبِيثِ المُخْبِثِ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

Allâhümme innî eûzü bike mine’r-ricsi’n-necisi’l-habîsi’l-muhbisi’ş-şeytâni’r-racîm.

Bu da bir duası. Demek ki çeşitli şekillerde yapıyor. Nasıl aklına uygun düşüyorsa o şekilde dua ederek, Allah’a sığınarak öyle giriyor. Buradaki mâna da şu oluyor;

“Yâ Rabbi! Ben her türlü kirden, murdarlıktan, pis şeylerden, insana pislik bulaştıran şeylerden ve kovulmuş şeytandan sana sığınırım.”

Yani her türlü kötülükten sığınarak öyle girerdi tuvalete, bir duası da bu.

كَانَ إِذَا دَخَلَ الْمِرْفَقَ لَبِسَ حِذَاءَهُ ، وَغَطَّى رَأْسَهُ

Kâne izâ dehale’l-mirfaka. Bu da tuvalet mânasındaymış. Peygamber Efendimiz tuvalete gireceği zaman, lebise hıdâehû ve ğaddâ re’sehû. “Ayağına bir şey giyerdi ve başını da örterdi.”

كَان إِذَا دَخَلَ الخَلاَءَ قَالَ: اللّهُمَّ إنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الرِّجْسِ النَّجِسِ الخَبِيثِ المُخْبِثِ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

Kâne izâ dehale’l-halâe. “Tuvalete gireceği zaman derdi ki” Allâhümme innî eûzü bike mine’-r-ricsi’n-necisi’l-habîsi’l-muhbisi’ş-şeytâni’r-racîm. “Yâ Rabbi! Her türlü kirden, murdarlıktan, başkalarını kirletecek necasetten, taşlanmış şeytandan sana sığınırım.”

وَإذَا خَرَجَ Ve izâ haraca. “Tuvaletten çıkarken de” قالَ الحَمْدُ لله الَّذِي أَذَاقَنِي لَذَّتَهُ ، وأَبْقىفِيَّ قُوَّتَهُ ، وَأَذْهَبَ عَنِّي أَذَاهُ Kâle el-hamdü li’l-lâhi’l-lezî ezâkanî lezzetehû ve ebkafiyye kuvvetehû ve ezhebe annî ezâhü. “Bana yediğim yiyeceklerin lezzetini tattıran, onların faydalarını kuvvetini içimde bıraktıran ve ezalarından da beni kurtaran Allah’a hamd olsun!” derdi.

Ne kadar güzel! Tabi insan yemek yiyor, bir lezzet alıyor.

“Oh! Çorba çok nefis olmuş, Allah razı olsun, elinize sağlık. Kızarma şahane olmuş, böreği çok güzel yapmışsın, su böreği çok hafif olmuş, bir tane daha ver bakalım. Pilav tane tane olmuş şahane!”

Tabi insan her yemekten bir güzel tat, bir zevk alıyor.

“Bana bu lezzeti tattıran Allah’a hamdolsun!” diyor, bir.

Sonra insan yediği şeyden güç kuvvet buluyor. Hiç tâkati yokken yedi mi gözü açılıyor; neşesi kuvveti yerine geliyor.

Mesela Ramazan’ı düşünelim; ikindiden sonra bir mayhoşluk, bir halsizlik çöküyor insanın üstüne, kıpırdayacak hâli kalmıyor. Akşam yemeğini yedikten sonra bir keyfi geliyor; suyu içtikten sonra gözleri açılıyor, canlanıyor. Yediği şeyden bir kuvvet kazanıyor.

“Bana bu yediğim şeyin lezzetini tattıran, kuvvetini içimde bırakan ve yaramayan ezasından da beni kurtaran Allah’a hamdolsun!” diye dua ederdi.

Aziz kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz’i görüyorsunuz; her anında, her halinde Allah’a dua durumunda, Allah’ı zikretmekte, Allah’a niyazda, Allah’a ilticada. Efendimiz’in her halini görüyorsunuz. Tuvalete girerken;

“Yâ Rabbi! Beni kötülüklerden, çirkinliklerden, şeytandan koru!” diye gidiyor; “Yâ Ze’l-celâl!” diyor, Allah’a iltica ederek giriyor. Bir de temiz olmaya çok dikkat ediyor; ayakkabı giyiyor, başını örtüyor. Temizlik hususunda o devirdeki insanların bilmesinin mümkün olmayacağı kadar titiz. Vahiyle geldiği belli olacak âşikârlıkta, her şeyin temizliğine son derece dikkat ediyor.

Biz de son derece temiz olmalıyız. Yirminci yüzyıldayız ama maalesef Resûlullah Efendimiz’in açtığı temizlik çığırında onun ayağının tozu olacak halimiz bile yok. Batılılar şimdi tuvaletlerde pisüvar denilen bir şey yapmışlar, duvara monteli. Erkek gidecek orada küçük abdestini yapacak. Oraya bir dayandığı zaman şaldır şuldur göğsüne, belki ağzına bile sıçrar insanın. Çünkü usül çirkin.

Süleymaniye Camii’nin tuvaletine hiç gittiniz mi bilmiyorum, ecdat öyle güzel yapmış ki! Tuvalet taşının altına geniş bir kanal yapmış, orasını delik yapmış, hiçbir şey şey sıçramıyor.

Muhterem kardeşlerim!

Çok dikkat edin diye söylüyorum. Afedersiniz; erkekler kadınlar sanıyorum bu bizim evlerde olan tuvaletlerde üstlerini başlarını berbat ediyorlardır. Giden şeyin nereye sıçradığına bir dikkat edin bakalım. Sıçramaması önemli. Taşın şeklini öyle seçmek lazım. Taşın üstüne bir şey damladı mı etrafa sıçrar. Damlamayıp da fışkırdı mı o zaman o fışkırışının kuvvetine göre üç metre öteye gider.

Üç metre öteye giden o pislik, o idrar parçası insanın her tarafına bulaşırsa o adam, o kadın namazı nasıl kılacak?

Çok önemli. Tuvaletlere dikkat edin. Tuvaletlerin yönüne dikkat edin. Tuvaletlerde küçük abdestinizi, büyük abdestinizi yaparken bir yerinize bir şey sıçramamasına dikkat edin. Sıçrarsa olmaz!

Birisi kabirde azap görüyordu da Peygamber Efendimiz o kabrin yanından geçerken bildi.

“Bu kabirdekiler azap görüyor. Bunlardan birisi gıybet eder, söz taşırdı. Ötekisi de küçük abdestinden sakınmazdı.” dedi.

Yani küçük abdestinizi mühim görmezsiniz, kabirde azap görürsünüz. Bak adam azap görüyor, Allah saklasın. Onun için bu işe dikkat edin.

Adam tuvalete giriyor, üstünde paltosu var. “Paltosunun etekleri yere değmesin.” diye iki ayağını Boğaziçi Köprüsü gibi açıyor, yukarıdan aşağıya salıveriyor.

Sen deve misin, daha başka bir mahlûk musun?

Aşağıya böyle salıverdiğin şey pabuçlarını ıslatıyor, paçalarını ıslatıyor, pantolonuna geliyor.

Olmaz ki! Erkekler böyle yapıyor.

Kadınlar?

Kadınların da dikkat etmesi lazım, erkeklerin de dikkat etmesi lazım. Ana fikir şu:

Bir tertibat alacaksınız, bir zerresi üstünüze sıçramayacak. Artık tuvaletin taşını mı öyle yaparsınız, nasıl yaparsanız yapacaksınız, çaresini bulacaksınız, dikkat edeceksiniz. Öyle yukarılardan, yükseklerden salıvermek olmaz.

Bunu böyle yaptığı zaman insan abdest aldım sanır ama aslında abdesti olmamıştır. İnsanın abdest alması lazım ama bir de üstünün başının temiz olması lazım. Bakın hadesten taharet, necasetten taharet, setr-i avret, istikbal-i kıble, hani şu namazın dışındaki farzlar. İnsanın üstü başı, secde ettiği yer ve elbiseleri temiz olmazsa o zaman namazı olmaz, akıntıya kürek çekmiş olur, boşuna uğraşmış olur, ibadeti makbul olmaz.

“İbadetten zevk alamadım hocam, feyz alamadım hocam, tesbihimden bir şey göremedim hocam.”

Abdestine dikkat etsene! Abdestine dikkat etmiyorsun; abdest aldım sanıyorsun, kendini abdestli sanıyorsun. Çok önemli. Efendimiz sığınarak girerdi, çok sakınırdı, çok dikkat ederdi. Hatta Efendimiz’in, mesela arazide filan def’-i hâcet yaptığı zaman hiç kimse izini bulamazdı, örterdi. Veyahut “Yer onu yutardı, yok ederdi.” deniliyor. Efendimiz, o devirde, o imkânsızlıklar içinde bu devirlerden çok daha ileride, çok daha yüksekteydi. Şimdi yirminci yüzyılda her türlü imkân var.

Muhterem kardeşlerim!

Bir topluluğun medeniyetinin seviyesi tuvaletlerinden ölçülür.

Girin tuvalete, rezalet! Bu toplumda iş yok. Almanya’da gidiyorum, Avustralya’da muhtelif yerlerde gittim, gördüm.

Ha orada medeniyet var mı?

Orada da yok! Duvarlarını resimlerle, yazılarla doldurmuş. Hatta geçenlerde bir mecmuada “tuvalet edebiyatından numuneler” diye bir yazı vardı. Bak Peygamber Efendimiz tuvalete girerken eûzübillâhimineşşeytânirracîm diyor, şeytandan Allah’a sığınıyor.

Neden?

Sığınmadığın zaman seni maskara eder. Duvara ne resimler, ne yazılar, ne rezaletler, ne adresler yazmışlar. Ne kadar alçaklık varsa hepsini görüyorsunuz. “Bu milletin ruh yapısının fotoğrafı buraya çıkmış.” diyorsunuz. Almanya öyle, Avustralya öyle, Allah saklasın. Biz müslümanız, ama bizim tuvaletlerimizde de müslümanların eseri görünmüyor ki. Şimdi etrafta dolaşanlar bizim müslümanların torunları. Babasından dedesinden üzerinde biraz Müslümanlık nuru kalmış insanlar dolaşıyor. Yoksa kendisinin Müslümanlıkla ilgisi kalmamış; içki içer, kumar oynar, namaz kılmaz, oruç tutmaz, camiye gelmez, hocayı sevmez, tarikate muhalif, zikre karşı. Sen ne biçim müslümansın? Gökten mi indin, yerden mi çıktın? Balıkçılar seni denizden mi yakaladı, ormandan avcılar mı tuttu vurdu getirdi, kafesin içinde? Ne biçim mahlûksun!

----------------------------------------------------------------

* 1 Ocak 1989, İskenderpaşa.

1 Ebû Dâvud, “Tahare”, 10, r. 19; İbn Mâce, “Tahare”, 11, r. 303; İbn Hıbbân, Sahîh, IV, 260, r. 1413; Hâkim, el-Müstedrek, I, 298, r. 670; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 153, r. 449; Bezzâr, Müsned, XIII, 38, r. 6348; Ebû Ya’lâ, Müsned, VI, 247, r. 3543; Münâvî, Feyzu’l-kadîr, V, 126, r. 6662; Ali el-Muttakî, Kenzu’l-ummâl, VII, 44, r. 17873; Gümüşhânevî, Râmûz, II, 531. Bk. Tirmizî, “Libas”, 16, r. 1746; Nesâî, “Zinet”, 53, r. 5213; Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, VIII, 384, r. 9470.

2 İbn Ebî Şeybe, Musannef, I, 11, r. 5; Taberânî, “ed-Duâ”, I, 132, r. 358; Ali el-Muttakî, Kenzu’l-ummâl, VII, 45, r. 17874; IX, 515, r. 27220; Gümüşhânevî, Râmûz, II, 531. Bk. Müslim, “Hayz”, r. 122; İbn Ebî Şeybe, Musannef, VI, 114, r. 29902; Taberânî, ed-Duâ, I, 132, r. 357.

3 İbnü’s-Sünnî, Amelü’l-yevm ve’l-leyle, I, 20, r. 19; Ali el-Muttakî, Kenzu’l-ummâl, VII, 45, r. 17878; Münâvî, Feyzu’l-kadîr, V, 127, r. 6665; Gümüşhânevî, Râmûz, II, 531.

4 İbnü’s-Sünnî, Amelü’l-yevm ve’l-leyle, I, 19, 24, r.17, 25; Münâvî, Feyzu’l-kadîr, V, 127, r. 6666; Ali el-Muttakî, Kenzu’l-ummâl, VII, 45, r. 17875; Gümüşhânevî, Râmûz, II, 531. Bk. İbn Mâce, “Tahare”, 9, r. 299; İbn Ebî Şeybe, Musannef, I, 11, r. 4, 6; VI, 114, r. 29901; Taberânî, ed-Duâ, I, 134, r. 365, 367.

5 İbn Sa’d, Tabakât, I, 290; Hâkim et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl, IV, 68; Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, V, 128, r. 6667; Ali el-Muttakî, Kenzu’l-ummâl, VII, 45, r. 17876; Gümüşhânevî, Râmûz, II, 531.

6 İbnü’s-Sünnî, Amelü’l-yevm ve’l-leyle, I, 24, 25; Münâvî, Feyzu’l-kadîr, V, 128, r. 6668; Ali el-Muttakî, Kenzu’l-ummâl, VII, 45, r. 17877; Gümüşhânevî, Râmûz, II, 531.

Copyright. © 2014 Bursa İlim Kültür Ahlak ve Çevre Derneği | Tasarım: akademi grafik
Telefon: 0224 255 13 13 Adres: Demirtaş Paşa Mah. Tuğlalı Sok. No:4 Osmangazi - Bursa E-posta: bikaced@gmail.com