Mahmud Es'ad Çoşan Previous

  • m-esad-cosan.jpg

Bir Saniyemizi Boş Geçirirsek Allah Bunun Hesabını Sorar!

M. Es'ad Coşan

Ne yapıp yapıp, çok yüksek seviyede, mükemmel, alim, fazıl, kâmil insanlar olmak zorundayız. Bu bize Kur’ân-ı Kerîm’in emridir. Allahu Teâlâ hazretleri;

وَأَعِدُّوا لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّـهِ وَعَدُوَّكُمْ
Ve eıddû lehüm mesteta’tüm min kuvvetin ve min rıbâti’l-hayli turhibûne bihî adüvvallâhi ve adüvveküm1 âyet-i kerîmesinde düşmanlar için, mesteta’tüm, gücünüz yettiğince, yani var gücünüzle Allah’ın düşmanlarını ve sizin düşmanlarınızı korkutacak her türlü güç ve kuvveti hazırlamayı emrediyor. Namaz gibi bir emir! Oruç gibi bir emir!

Burada min kuvvetin denmesi nekire olarak, yani mine’l-kuvveti denmeyip de min kuvvetin denmesi, “her çeşit kuvvet” mânasını ifade ediyor. Akla gelebilecek her türlü gücü, kuvveti düşünüp müslümanın onu sağlaması lazım. İşte bunu başarmak zorundayız.

Onların silahlarından üstün silah yapmak zorundayız. Nükleer güce sahip olmak zorundayız. İnsanımızı onlar kadar, onlardan daha üstün yetiştirmek zorundayız. Onlardan daha sıhhatli olmak zorundayız. Onlarla güreşe tutuştuğumuz zaman yenmek zorundayız. Ciğerimizi sigara dumanıyla doldurmamak zorundayız. Mecburuz sigara içmemeye! Sıhhatimizi tahrip etmeye hakkımız yoktur. Allah’ın emanetine hıyanet etmememiz lazım. Bu vücut bize Allah’ın emaneti olduğundan, yanağımızı sıksalar kan damlayacak kadar sıhhatli olmamız lazım.

Hanımlarımızın da öyle olması lazım, çocuklarımızın da öyle olması lazım. Çünkü bugün savaşta hanımımızı düşmana esir veremeyiz. Hanımlarımızın da en son nefesine kadar çarpışıp ölmesi lazımdır, düşmana sağ teslim olmaması lazımdır. Bugünün şartları bunu gösteriyor.

Kafkasya savaş alanıdır. Yugoslavya; bizim eski Belgrad vilayetimiz, Tuna eyaletimiz savaş alanıdır. Bugün Güneydoğu Anadolumuz savaş alanıdır. Dört bir yanımız fiilen barut kokmaktadır. Dört bir yanımızda fiilen kan akmaktadır.

Onun için bir saniyemizi boş geçirirsek Allah bunun hesabını sorar! Ferah içinde, rahat içinde, huzur içinde geçirdiğimiz bir saniyede yapmamız gereken bir vazifeyi yapmaz da sonra diz döver, pişman olursak, Allah o ihmalin hesabını herkesten sorar. İslâm dini yapılmayan şeylerden dolayı da insanı mesul tutar; “Niye bunu yapmadın?” diye...

Alimler;

“Mağripte bir müslüman düşmanların eline esir olsa, maşrıktaki -yani doğudaki- bütün müslümanların her varını vererek o tek müslümanı bile kurtarması boynunun borcudur. Kurtarmazsa vebal altında kalır!” diyor.

Fetva böyledir.

Orada binlerce müslüman kadın inlemektedir. Bunun tedbiri alınmamıştır. İhmal edilmiştir. Rahat zamanlar değerlendirilmemiştir. Çalışılmamıştır. Devreler geçmiştir… Müslümanlar sanayi tesisleri kurmamıştır. Müslümanlar düşmandan daha kuvvetli silahlar yapmamıştır. Müslümanlar çizginin öbür tarafına gönlüyle, kafasıyla -ilgilenmek yasakmış gibi- hududun öbür tarafına bakmamıştır. Öbür tarafta kardeşinin olduğunu unutmuştur. “Artvin bizim, Batum başkasının!” diye düşünmüştür. “Edirne bizim, öbür tarafı başkasının!” diye düşünmüştür. Hâlbuki İmam Şâfiî cennet-mekân diyor ki;

“Bir diyar İslâm diyarı oldu mu, ebediyen İslâm diyarıdır; asla kâfir diyarı olmaz, asla dâru’l-harp olmaz.”

Yani orası müslümanın malıdır. Orasını kurtarmak için çalışmak müslümanın boynunun borcudur.

Onun için kuvvetli olmak zorundayız.

Nasıl kuvvetli olacağız?

Fikren, ilmen, kalben, ruhen, bedenen kuvvetli olacağız. Her bakımdan kuvvetli olmamız lazım.

“Jimnastik” dediğimiz faaliyetlere eskiden riyâzatü’l-beden derlerdi; bedenin eğitilmesi için yapılan faaliyetler demek. Bir de ruhun terbiyesi vardır; ona riyâzatü’l-nefs derler. Nefsin de terbiye edilmesi lazım, o da bir eğitim. O da havada bir şey değil. Çünkü insanın vücudunu yöneten içindeki görünmez kıymetli varlıklardır; ruhudur, nefsidir, vicdanıdır, aklıdır, irfanıdır, imanıdır... Onların eğitimi yapılmazsa, dış kalıbı güzel ama içi harabe olan bir acûbe, hilkat garibesi mahlukla karşılaşırsınız. Dışı güzel, içi çirkin...

Filozofun birisi çok güzel yüzlü, levent gibi bir kimse görmüş; yanına gitmiş, konuşmuş. Bakmış ki abuk sabuk konuşuyor. Demiş ki;

İnâu zehebin ve fîhi hallun. “Altından bir kap ama içinde sirke var!”

Onun için hem kalıbı hem kalbi güzel olacak; hem bedeni hem ruhu eğitilmiş olacak; hem kafası hem gönlü dopdolu olacak; ilimle, irfanla dolu olacak. İşte yapmamız gereken faaliyet budur.

Almanlar’dan bir tanesi Adapazarı’na gelmiş, gezdirmişler, fabrika kuracakları alanları görmüş. Ondan sonra da demiş ki;

“Peki, bir de Adapazarı’nın, şehrinizin kültür merkezine beni götürün!”

Mihmandarlar birbirlerine bakmışlar;

“Ne diyelim bu adama yani şimdi?! Yok! Kültür merkezi yok!..”

Hâlbuki kültür bir milletin gıdasıdır, canıdır; milletin fertlerini bir arada tutan beton harcıdır. Kültür olmadan insanların birliği olmaz ki!

Bir milletin kültürünü yıkarsanız insanları dağıtırsınız.

-----------------------------

* 31 Ocak 1993.

[1] 8/Enfal, 60.

Copyright. © 2014 Bursa İlim Kültür Ahlak ve Çevre Derneği | Tasarım: akademi grafik
Telefon: 0224 255 13 13 Adres: Demirtaş Paşa Mah. Tuğlalı Sok. No:4 Osmangazi - Bursa E-posta: bikaced@gmail.com